Recent Updates Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • ashlimbay 5:46 pm on August 16, 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Görsel

    Reklamlar
     
  • ashlimbay 4:31 pm on April 16, 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Bana bu siteden sansasyonel yaratıcı ve seviyeli sorular sorabilirsiniz …
    http://ask.fm/ashlimbay

     
  • ashlimbay 3:45 pm on April 16, 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Eğer HASTA Olmak İstemiyorsanız… 

    Duygularını Anlat…

    Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular; gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar. Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür. Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız! Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!

    Karar Vermelisin…

    Kararsız kişi güvensiz…, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır. İnsanlık tarihi kararlardan oluşur. Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir. Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.

    Olduğundan Farklı Yaşama…

    Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir. Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur.Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.

    Kabullen…

    Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır. Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar. Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.

    Çözümler Bul…

    Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler. Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir. Biz ne düşünüyorsak oyuz. Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.

    Güven…

    Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.

    Hayatı Üzgün Yaşama…

    Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir. Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”. Mutluluk sağlık ve terapidir.

    Dr. Dráuzio Varella

     
  • ashlimbay 3:16 pm on April 16, 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: adale, megan lee, music, şarkı   

    Gerçekten iyi Adale’den bile etkileyici bir yorumu var bence
    Adale’nin Rolling in the Deep şarkısını birde Megan Lee yorumu ile dinleyin derim…

     
  • ashlimbay 2:11 pm on April 16, 2012 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: çocuk, geçmiş, gelişim, insan, mutlu, mutlu yaşam, vatan   

    Bir İnsanın Anavatanı… 

    Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi,
    Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek
    hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle
    bir konuşma yer aldı:

    • Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
    • Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti.

    O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek
    istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.

    • Ne oldu, nasıl oldu?
    • Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde

    bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir
    insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir
    insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli
    görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar
    yaratmaktır.”
    Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya
    devam etti:

    • Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en

    önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar
    yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime
    düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya
    yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar
    hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm.
    Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz
    yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya
    çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?

    • Hayır, neden?
    • Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini

    yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da
    sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu.
    Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum.
    Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun
    sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.
    Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar
    vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam
    etti:

    • Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne

    biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim
    İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm;
    otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle
    konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse
    beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.

    • Radikal bir karar!
    • Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam.

    Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime
    dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk,
    çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları
    aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim
    ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var
    ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu
    yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir
    çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi
    değiştirelim bunu.

    • Eşiniz ne dedi?
    • Hocam biliyor musun ne oldu?
    • Ne oldu?
    • Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim

    bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış!
    Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek
    ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”

    • Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor,

    kaygılanıyor!

    • Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her

    gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin
    sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.

    • Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?
    • İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının

    yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve
    dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve
    “Hayır!” anlamına gelen “cıkk” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya
    ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim,
    onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış,
    onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat
    altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak
    içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok
    mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya
    başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün
    sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla,
    kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum.
    Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım
    ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar
    hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti.
    “Ne büyük tehlike!” diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi
    söylemediğinin farkında olmayacaktım.

    • Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum

    birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir
    tehlike!

    • İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim

    ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik.Zaman geçti, iki hafta
    sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki
    veli buluşmalarında öğretmen, “Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama
    ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta
    arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla
    konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız
    etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın,” demişti. O nedenle öğretmen
    buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim
    ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına
    gideceksin, ben gelmeyeceğim.

    • Eşiniz gelmek istemedi!
    • Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen

    yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe
    sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına
    geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye. Mahcup
    olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum.
    En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler.
    Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne
    yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen
    söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. “Çok mu kötü hocam?” diye
    sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. “Artık sınıfta
    arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim
    öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?”

    • Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?
    • Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım.

    İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık
    şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim
    ağlamaktan kıpkırmızı. “O kadar mı kötü?” diye sordu. Ona da cevap
    veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım.
    Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim
    oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu
    kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı
    mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle
    yapar ve orada başarılı olurmuş.
    “Gel seni yeniden kucaklayayım!” dedim. Kucaklaştık.
    “Çocuklar Gülsün diye!” yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı
    çocukluğudur. Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler
    güler. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler.
    Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!

     

    Doğan CÜCELOĞLU

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç